Skip to content

Evliliğinizden ve eşinizden istediklerinizi almanın 3 yolu

Çocuksu aşk der ki: “Seni seviyorum, çünkü sana ihtiyacım var.” Olgun aşk der ki: “Sana ihtiyacım var, çünkü seni seviyorum.”

Erich Fromm

İlk evlendiğimiz zamanlarda, ihtiyaçlarım git gide daha az karşılanmaya başlamıştı. Evlilikten neler ummuş, neler bulmuştum.

Ben yükümü, acımı ve sevincimi paylaşacak bir hayat arkadaşı ve ömür boyu yanımda olacak şefkatli ve tutkulu bir sevgili hayaliyle bu yola girmişken, aldıklarım bunun tam tersiydi.

Hem iş yerinde yüküm ve stresim çok fazlaydı, hem de akşam ev işleri beni bekler hale gelmişti. Bu kadar işin ve stresin altında boğuluyordum.

Bunun çözümü olarak da, neredeyse bütün kadınların uyguladığı ve hiçbir işe yaramayan bir yöntemi uyguluyordum: Söylenmek.

Kitaplarda okuduklarımı denemeye başladıktan sonra, söylenmek ve şikayet etmenin bir isteği ifade etmek için en kötü yol olduğunu gözlerimle gördüm. Aşağıda anlatacağım adımlar çok daha etkiliydi. Bugün yaşamak istediğim şehirde yaşıyor ve yapmak istediğim işi yapabiliyorsam, hep bu adımlar sayesinde oldu 🙂

İlk evlendiğimiz zamanlarda, her akşam uzun bir mesaiden sonra eve geldiğimde ilk sözüm “Çok yorgunum!” oluyordu. Sonrasında da bu işin böyle gitmeyeceğini anlatıyor, eşimden bu derdime bir çözüm bulmasını istiyordum. Açıkçası evle uğraşmak ve yemek yapmak bana daha keyifli geliyordu (yemek yapmayı oldum olası çok sevmişimdir) ama uyumaya bile zar zor vakit buluyordum.

Kocam değil miydi? Dertlerime derman olsundu. Her gün bitmek bilmeyen şikayetlerimi dinleyip bana destek olması gerekiyordu.

Oysa ki sonradan keşfettiğim bir şey var: Erkekler şikayet içeren konuşmaları dinlemiyorlar. Bazıları dinler gibi yapıyor, bazıları agresif tavır koyuyor. Bazıları da kendi kabuğuna çekilip sürekli TV izlemeye veya oyun oynamaya başlıyor.

Böyle olunca biz de agresifleşiyoruz. Karşımızda hiç bizi düşünmeyen, dinlemeyen, empati kurmayan bir adam var çünkü. Umutsuzluğa kapıldıkça şikayetlerimiz artıyor, şikayetler arttıkça erkek daha fazla kaçmaya, çeşitli bahanelerle işte daha fazla vakit geçirmeye veya TV izlemeye başlıyor.

Biz evlenmeden önce, eşim her şeyi benimle yapmak isterdi. Hatta bu yüzden bazen bunalırdım, çünkü kendi kendime vakit geçirmeyi de seviyorum. O yüzden kaç defa “Göbeğimiz bağlı değil ya, bugün de bensiz çıksan olmaz mı?” dediğimi hatırlıyorum.

Evlendikten sonra ise eşim bensiz vakit geçirmeyi tercih etmeye başladı. Bu duruma kırılıyordum ama ona gayet kadınsı ve kırılgan bir şekilde “Seni özledim.” demek varken, daha da çok söylenmeyi ve şikayet etmeyi seçiyordum. Hali hazırda sürekli söylendiğim için benden kaçan eşim, bu durumda daha da uzaklaşmaya başlamıştı. Tam bir kısır döngü.

Şimdi ise yeniden eskisi gibiyiz. Şu an ben evden çalışıyorum, eşim de bazen öğlenleri bile eve geliyor. Benim yanımda ve etrafımda olmak için bahaneler üretiyor. Baş başa seyahatlere çıkıyoruz. En önemlisi de, hayattaki isteklerim bir bir gerçekleşiyor.

Umutsuz görünen bir ilişki bu noktaya nasıl geldi? Ben nasıl tekrar mutlu ve yüzü gülen, söylenmeyen, ihtiyaçları karşılanan bir kadına dönüştüm?

Adım adım anlatacağım:

 

  1. Şikayeti bıraktım ve daha çok teşekkür etmeye başladım.

Bütün erkeklerin derinlerde tek ve çok güçlü bir arzusu vardır. Kadınları mutlu etmek. Aslında hepsi bizim gözümüzde birer kahraman olmak isterler.

Erkeklerin yaptığı her şey kadınlar içindir. Para, güç gösterileri, spor, kariyer, pahalı arabalar... Bunların hiçbirini kendileri için elde etmezler aslında. Bunların hepsi bir kadını etkileme ve mutlu etme gayesiyle elde edilen şeylerdir.

Erkekler yaptıkları şeylerin karşılığında kadınının etkilendiğini ve yüzünün güldüğünü görmek isterler. Bunu gördükçe de daha fazlasını yapmak için motive olurlar. Onların hayattaki asıl amacı bizim mutluluğumuzdur.

Eee peki o zaman şikayet etmek ve söylenmek neden işe yaramıyor? Biz zaten bizi neyin mutlu edeceğini, şikayet ederek veya "Off"layarak karşı tarafa iletmiş olmuyor muyuz?

Önceki yazılarımda, erkekler ve kadınların farklı diller konuştuğunu söylemiştim.

Erkekler şikayeti ve söylenmeyi, bizim nasıl mutlu olacağımıza dair bir ipucu olarak algılamıyorlar. Biz şikayet ettiğimizde duydukları tek şey “Seninle mutlu değilim. Çok beceriksizsin ve beni hiçbir zaman mutlu edebileceğine inanmıyorum. Sensiz çok daha mutlu olurdum.” oluyor.

TV veya bilgisayar karşısında kendilerini uyuşturmaları, evin dışında daha fazla zaman geçirmeye başlamaları hep bu yüzden.

Bazı firmalarda kötü yöneticiler, işten tazminatsız kovmak istedikleri çalışanlara “mobbing” uygularlar. Yani çalışan usanıp kendisi istifa etsin diye, sürekli onun yaptığı işleri eleştirirler, hiçbir şeyi beğenmezler ve çalışana kapasitesinin üzerinde iş vererek bıktırma yoluna giderler.

Şikayet ederek ve söylenerek, kocanıza tam olarak bunu yapmış oluyorsunuz. Amacınızın kocanızı bıktırmak ve evlilikten istifa ettirmek olmadığını biliyorum 🙂

Bu süreci tersine çevirmek için, bugünden itibaren söylenmeyi ve şikayet etmeyi bırakıp, yaptığı küçük şeyler için bile ona teşekkür etmeye başlayın. Bakalım neler olacak?

İlk başta teşekkür etmeniz ona tuhaf gelebilir. Marketten bir şey alıp geldiğinde gülümseyerek teşekkür etmenizi, alışık olmadığı için tuhaf ve gereksiz karşılayabilir. Ama içten içe bu onun hoşuna gidecek, ve sizi mutlu edeceğini bildiği başka şeyleri de yapmaya başlayacak.

Erkekler “çantada keklik” olarak görülmekten hoşlanmazlar. Onların sizin için yaptığı şeyleri görevleriymiş gibi görmenizden hoşlanmazlar. Düşününce, bundan aslında biz de hoşlanmıyoruz, değil mi?

Ona kendisini “çantada keklik” gibi hissetmekten alıkoyacak yegane şey de teşekkür etmektir.

Ben ilk zamanlarda, eşim çöpü dışarı çıkardığında teşekkür edersem, bunu aslında yapmasına gerek olmayan bir iş gibi görür ve bir daha yapmaz diye düşünürdüm, bu yüzden de hiçbir şey söylemezdim.

Şimdi görüyorum ki, ben onun benim için ve bizim için yaptığı her şeyi görür ve teşekkür edersem, daha çoğunu yapıyor. Üstelik bunu manipüle etmek için de yapmıyorum. Ben ona teşekkür ettikçe, onun benim için yaptıklarını daha fazla fark etmeye başladım. Aslında onunla olduğum için ne kadar şanslı olduğumu anladım. İnsanın eşinden memnun olması kadar güzel bir duygu yokmuş.

 

  1. “Yapamam” diyebileceğim şeyleri tespit ettim.

İlk yılımızda, hem uzun mesailer gerektiren bir işte çalışıyor, hem de mükemmel ev hanımı olmaya çalışıyordum.

Sağlıklı ev yemekleri yememiz gerektiğini düşünüyor, bu yüzden sıkça yemek yapmaya çalışıyordum.

İş yerinde mahcup olmamak ve laf işitmemek için her gün mesaiye kalıyordum, çünkü bir sürü proje bir arada yürüyordu ve müdürüm de yeni işten ayrılmıştı.

Tanıdıklara ve akrabalara mahcup olmamak için, evimizi görmek isteyen herkesi yemeğe davet ediyordum.

Hemen krediye girip ev almamız gerektiğini düşünüyor, bu yüzden masraf kısma planları yapıyordum. Tabii kocamın da harcamalarına karışarak...

Bir yandan da kocama ve etrafa güzel görünmek için spor ve diyet yapmaya, bakımlı olmaya çalışıyordum.

Sonuç olarak neden bu kadar huysuz ve söylenen bir insana dönüştüğüm çok bariz değil mi?

Müdürüme “bugün mesaiye kalamam” demek çok mu zor? Bir proje de biraz gecikiversin. Yürüttüğümüz projelerin hiçbiri, gecikirse şirketin batacağı türden projeler değildi. “Bugün kalamam” diyemememin tek sebebi laf işitmekten ve başarısız görünmekten korkmamdı. İş yerindeki imajım uğruna, hayatımdaki en önemli insanın evde başının etini yiyordum.

Evin biraz dağınık olmasının kime zararı var? Ev dağınıkken eve gelen insanlar beni daha az mı sevecek? Aslında tecrübem bana gösterdi ki, insanlar kusurlarım olduğu zaman beni daha çok seviyor, çünkü bu şekilde beni kendilerine daha yakın hissediyorlar. Hiç kimse kusursuz ve her konuda başarılı bir insanı sevmiyor. Belki imreniyor olabilirler, ama sevmiyorlar. Şimdi öğreniyorum ki, o dönemlerde arkadaşlarım arkamdan dedikodumu yapıyor, çok şımarık ve burnu havada olduğumu söylüyorlarmış. “Şu an seni daha çok seviyoruz” diyorlar bana açık açık.

Biraz kilo alsam ne olur? Sonra yine veririm. Gülen bir yüz ve mutlu & rahat bir tavır, tüm bakımlardan daha etkiliymiş, bunu anladım. Nereden mi? Biraz ipleri bırakıp kilo aldığımda eşim bana daha çok iltifat etmeye başladı da oradan. Çünkü mutluydum, rahattım, neşeliydim ve bu halimle onun gözünde manken gibi bir şeydim.

Yağ oranım %19 ve bel ölçüm 60 iken kocamdan alamadığım iltifatları ve çapkın bakışları, hafif kilolu halimle almaya başlamıştım.

Çünkü saygılıydım, güler yüzlüydüm, mutluydum, rahattım ve kadın gibiydim.

“Yapamam” diyebileceğim şeyleri tespit etmiş ve onları yapmayı bırakmıştım. Örneğin yorucu bir haftanın sonunda bir tanıdık bize gelmek istiyorsa onlara “başka planımız var” diyebiliyordum. Bu plan evde battaniyenin altında oturup film izlemek veya bütün gün uyumak da olabiliyordu tabii ki!

Evin dağınıklığını kafama takmıyor ve eğlenceye daha fazla vakit ayırıyordum. Örneğin birkaç arkadaşımızı eve çağırdığımızda onlara ikram hazırlamak için kendimi parçalayacağıma, dışarıdan hazır atıştırmalıklar alıp herkesle birlikte akşamın keyfini çıkarmaya başladım.

İşi bir anda çat diye bıraktım. “Mesaiye kalamam” demek o kadar zor geldi ki, işi bıraktım!

Bunu yapınca ne oldu biliyor musunuz? Bana part time, yani yarı zamanlı ve mesaiye kalmadan çalışmamı teklif ettiler. Demek ki bu kadar kıymetliymişim şirket için. Nasıl bir özgüvensizliğim varsa, kendi değerimin farkına varamamışım. 6 ay bu şekilde çalıştım ve çoook mutlu bir dönemdi.

Bu “yapamam” deme işinin bir püf noktası var, onu söylemem gerekiyor: Bir şeye “yapamam” dedikten sonra, başka hiçbir açıklama yapmayın. “Yapamam canım”, o kadar. Daha fazla açıklama yaparsanız tartışma çıkabilir, tamam demek zorunda kalabilirsiniz veya kendinizi savunmanız gerekebilir.

 

  1. İsteklerimi doğru biçimde ifade etmeye başladım.

Evet, artık isteklerimi talep etmeden ve ilham verici biçimde ifade etmeye başladım. Kocam da bu istekleri gerçekleştirmenin bir yolunu bulmaya başladı 🙂

Bunu bir sonraki yazımda detaylı olarak anlatacağım!

8 thoughts on “Evliliğinizden ve eşinizden istediklerinizi almanın 3 yolu

      1. Tugba

        Hayırlı uğurlu olsun blogunuz elinize emeğinize sağlık... umarım nereye yazdigimi bulabilmişsinizdir

        Reply
  1. Elsanin annesi

    Blogunuzu merakla bekleyenlerdendim.hayirli olsun umarım bikmadan usanmadan yazdığınız yazılar iyilikle size geri döner cok yardimci oluyorsunuz insanlara sizi ve sizi bu ise bilmedende olsa yönlendiren eşinizi tebrik ediyorum.

    Reply
    1. Zeynep Bahar

      Elsanın annesi, çok teşekkür ederim. Yazdıklarımın faydasını gördüğünüzü bilmek çok güzel. Ben de sizi şartlar ne olursa olsun evliliğinizin düzeleceğine olan inancınız ve bağlılığınız için tebrik ediyorum.

      Reply
  2. Gülden

    Bugun tesadufen kesfettim sizi.Yazilarinizi sabahtan beri okuyorum ve okudukca kendimi görüyorum.Bazilarini doğru yaptigimi,bazilarini ise yanlis yaptigimi bir kez daha anladim.Benim sıkıntım ne yapmam gerektigini bilip yapmamak.
    Cok guzel yazilariniz okumaya devam edeceğim.Umarim siz de uzunn zaman yazmaya devam edersiniz.
    Sevgiler.

    Reply
    1. Zeynep Bahar

      Gülden, blogumu bulduğuna çok sevindim!
      Bazen insan kendi içgüdülerine güvenemiyor ve başkası tarafından neyin doğru olduğunun teyit edilmesini istiyor. Bunu ben de çok yaşıyorum. İstediğim şeye ulaştıktan sonra, bunun nasıl gerçekleştiğinin pek de önemi yok aslında 🙂
      Sevgiler

      Reply

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir