Skip to content

Mutlu evliliğin olmazsa olmazı: Sana sunulanı al!

Sunulanı almak, vermekten daha zordur. Ama hediyeler kabul edilmek için verilir.

Dani Harper

<a href="http://www.freepik.com">

Geçen gün bir arkadaşım, kocasının doğum gününü unuttuğundan bahsediyordu.

Bu aralar maddi durumları oldukça sıkışıkmış, bir sürü borçları varmış. Bu yüzden doğumgünü kutlamak gibi bir aktiviteye para harcayacak durumda değillermiş. Yine de arkadaşım kocasından sözlü de olsa bir kutlama, bir öpücük veya ufak bir jest beklemiş.

Kocası oralı bile olmamış. Arkadaşım da bunu ağlamaklı biçimde anlatırken “Biliyorum, hediye alacak durumu yok, ben de hediye beklemiyorum zaten. Ama bari sözlü olarak kutlayıp gönlümü alsaydı!” diye isyan ediyordu.

Akşam kocasına da aynı bu şekilde ağlamaklı bir biçimde isyan etmiş ve 2 gündür konuşmuyorlarmış.

Kızcağız haklı, değil mi? Kocası kırk yılda bir iki güzel söz söylese ne olur yani? Böyle bir adamla ömür geçer mi?

Aslında durum bu kadar basit değil. Kocasının böyle davranmasının bir sebebi var.

İnsan yaş aldıkça ve tecrübe kazandıkça, dünyada sadece siyah ve beyazın olmadığını, hepimizin grinin tonları içinde gidip geldiğimizi, hatta renk tonumuzun karşımızdaki kişiye göre değiştiğini anlıyor.

Bir nevi bukalemun gibiyiz aslında. Bizi mutlu eden insanların karşısında en iyi halimize, yani grinin en açık, beyaza yakın tonlarına bürünüyoruz. Bizi strese sokan insanların ve olayların karşısında da siyaha doğru gidiyoruz.

O yüzden arkadaşımın olayına farklı bir açıdan bakmak istedim. Kocasının, doğum günü kutlamak için iki güzel söz söylemeyecek kadar siyahlara bürünmesinin sebebi ne olabilirdi?

Arkadaşımla biraz daha konuşunca, olaya bakışım netleşti. Sorduğum soru tam olarak şuydu: “Canım, bildiğim kadarıyla kocan sana ara sıra ufak jestler yapıyor. En son neler yapmıştı mesela?”

İki hafta önce, arkadaşım ve kocası borçlar yüzünden kavga etmişlerdi. Kocası sonradan üzülmüş ve sinirle söylediklerine pişman olmuş, arkadaşımın gönlünü almak için yemeğe götürmek istemişti. Arkadaşım bunu yeterli bulmamıştı, özür dilemesini ve hatasını kabul etmesini istiyordu. Bu yüzden soğuk bir tavırla kocasının teklifini reddedip annesinde işi olduğunu söylemiş ve o gün annesine gitmişti.

Yılbaşında kocası ona işyerinin verdiği hediye çekiyle şu her şeyin satıldığı çok katlı mağazalardan birinden bir bluz almıştı ve arkadaşım “Zaten zor durumdayız, şu an bluza ihtiyacım da yok” diyerek gidip bluzu aynı mağazada satılan bir mutfak ürünü ile değiştirmişti. Yani kendine yapılan jesti kabul etmemiş, bunun yerine evde ihtiyaç duyulan bir şeyi alarak ev ekonomisine katkı yapmış ve kendince düşünceli ve alçak gönüllü bir hanım gibi davranmıştı.

Bunları dinleyince kocasının neden böyle yaptığını anladım.

Arkadaşımın, kendisine sunulan şeyleri almakla ilgili bir sıkıntısı vardı. Bazen sunulan şeyi yetersiz, bazen de gereksiz bulduğu için sıklıkla reddediyordu.

Ona şöyle bir soru sordum: “Kocan sana bir şey aldığında veya bir iltifat ettiğinde, sevinçten boynuna sarıldığın ve teşekkür ettiğin oldu mu hiç?”

Cevabı şöyle oldu: “Hiç o kadar mutlu olacağım bir şey yapmadı ki!”

Kocası, ne yaparsa yapsın arkadaşımı mutlu edemeyeceğini düşünüyordu artık. Aslında ona doğum gününde hediye almak, evi balonlarla donatmak ve yemek hazırlamak istemişti. Parası olmadığı için bunları yapamamıştı. Önceki yıllarda bunları yaptığı halde çok mutlu edemediği karısını, kuru bir kutlamayla hiç mutlu edemeyeceğini düşünmüş ve bu yüzden ölü taklidi yapmayı tercih etmişti.

Sunulanı alabilmek, mutlu edilebilir biri olmak demektir.

En son size iltifat edildiğinde verdiğiniz tepkiyi düşünün. Ya da bir arkadaşınız evinize yemeğe gelip sonrasında bulaşığı yıkamak istediğinde. Ya da birisi size hediye aldığında...

Örneğin bir arkadaşınız saçlarınızın çok güzel göründüğünü söyledi. Cevabınız “Ay çok kırık var aslında, kuaföre gitmem lazım.” veya “Sabah aynaya bile bakamadan çıktım aslında.” gibi bir şey mi olur? Veya bu iltifat üzerine kendinizi borçlu hissedersiniz ve karşılık olarak siz de bir iltifat edersiniz: “O senin bakışının güzelliği canım”, “Sen de bugün çok güzelsin.” gibi...

Karşınızdaki kişi size bir iltifat ettiğinde, o kişi basitçe sizi mutlu etmek istiyor veya gerçekten bir özelliğinizi beğenmiş demektir. Bu iltifatı geçiştirmek, karşı çıkmak veya kendini borçlu hissetmek, size verilen iltifatı “reddettiğiniz” anlamına geliyor. Karşınızdakine belki de farkında olmadan, onun iltifatına ihtiyacınız olmadığı, onun söylediği şeye inanmadığınız ve bunu bir daha yapmaması gerektiği mesajını vermiş oluyorsunuz.

Oysa ki, gülümseyerek teşekkür ettiğinizde, karşınızdaki kişi söylediği güzel sözün amacına ulaştığını hissedecek ve çok önemli bir sosyal ihtiyacını karşılamış olacak: sevdiği bir insanı mutlu etmek. Sunulan iltifatı utanç duymadan veya borçlu hissetmeden alabiliyor olmanız, sizi karşınızdakinin gözünde çok daha kendine güvenli, cana yakın ve çekici kılacak.

Aynı şey evinize gelen misafir bulaşığı yıkamak istediğinde de geçerli. Mutfağınızın ne kadar dağınık olduğunu kimsenin görmesini istemiyor olabilirsiniz. Ya da misafirlerinizi eksiksiz ağırlayan mükemmel bir ev sahibi olarak görülmek istiyor olabilirsiniz. Misafiriniz bulaşıklarınızı yıkadığında kendinizi ona borçlu hissetmekten korkuyor olabilirsiniz.

Aslında arkadaşınız size bu şekilde teşekkür etmek, yükünüzü hafifletmek ve kendini işe yarar hissetmek istiyor. Onun size vermek istediği yardımı reddetmeniz, biraz da arkadaşınızı reddetmeniz anlamına geliyor.

Etrafımda gördüğüm kadarıyla, kadınların çoğu, bir şeyler vermeyi, kendilerine sunulanı almaktan daha kolay buluyor. Belki ailede mütevazilik aşılandığı için, belki de çok çalışmak ve yardımsever olmak övüldüğü için.

Çoğu kadın, İyi insan ilişkilerinin birinci kuralının “başkaları için bir şeyler yapmak” olduğunu düşünüyor. Oysa ki, benim tecrübeme ve kitaplarda okuduklarıma göre, “size sunulanı alabilmek” daha önemli.

Hayatınızdaki en önemli insanların kocanız ve çocuklarınız olduğunu varsayarsak, en çok da onların sunduklarını alabilmeniz gerekiyor, değil mi?

Kocanız size bir iltifat ettiğinde utanıp “Yapma şöyle!” dediğiniz oluyor mu?

Size bir hediye aldığında “Ne gerek vardı? Parayı daha gerekli şeylere harcayabiliriz.” dediğiniz?

Bir tartışma sonrası gönlünüzü almak için size gülümsediğinde veya ufak jestler yaptığında bunu yeterli bulmayıp küslüğü devam ettirdiğiniz oluyor mu? Ya da özür dilediği zaman gerçekte kırılmış olduğunuz halde “Yok canım saçmalama hiç önemli değil, ben unuttum bile” dediğiniz?

Mutfak işlerine ortak olmak istediğinde yaptığı işi beğenmediğiniz ve doğrusunu anlattığınız oluyor mu peki?

Kocanız size gittikçe daha az iltifat ediyor, daha az jest yapıyor, daha az özür diliyor ve daha az yardım ediyor olabilir. “İlk evlendiğimizde cicim aylarıydı tabii, şimdi benden sıkıldı ve eskisi gibi beni şımartmıyor” diye düşünüyor olabilirsiniz.

Ben de aynısını düşünüyordum. Birlikte geçirdiğimiz zaman arttıkça, kocamın eskisi kadar üstüme düşmediğini fark etmiş ve bunu evliliğin doğal seyri olarak düşünüp kabullenmeye karar vermiştim.

Ta ki “sunulanı alabilme” becerisinin önemini anlayana ve bende bu becerinin çok eksik olduğunu görene dek.

Şimdi hem ilk tanıştığımızdaki gibi iltifatlar alıyorum, hem de ev işlerindeki yüküm önemli ölçüde azaldı.

Sunulanı Alabilen Kadınların Ortak Özellikleri

Bu beceriye sahip kadınların ortak özelliklerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz. Kocanızın sizi ilk günkü gibi el üstünde tutması, daha çok jest, iltifat ve yardım almak sizin elinizde. Tek yapmanız gereken aşağıdaki becerileri kendinize kazandırmak.

Sunulanı alabilen kadın;

  1. Bir iltifat aldığında, utanıp kızarmaz, iltifatı geçiştirmez. Söylenen şeyin yanlış olduğunu düşünse bile, karşısındakinin bakış açısına saygı duyar. Sıcak bir gülümsemeyle teşekkür eder.
  2. Bir arkadaşından yemek daveti aldığında, “Rahatsız etmeyelim” demez. Kendini borçlu hissetmez. Karşısındakinin kendisini ağırlama ve mutlu etme isteğine saygı duyar ve sevinçle bu daveti kabul eder.
  3. Kocası sofrayı topladığında, kocasının kirli tabakları nereye koyduğuna karışmaz, işi nasıl daha doğru yapacağına dair öğütlerde bulunmaz. Kocasının yaptığı işe saygı duyar ve teşekkür eder.
  4. Kendisine bir hediye verildiğinde, “Ne gerek vardı?” demez. Sevinir, hediyeyi beğendiğini belli eder, karşısındakini onurlandırır ve teşekkür eder. Sonuçta hediye vermenin amacının, insanları mutlu etmek olduğunu bilir. Bu yüzden bir hediye aldığında mutlu olur.
  5. Bir arkadaşı kendisine sarıldığında veya yakınlık gösteren bir hareket yaptığında bunu kısa kesmeye çalışmaz. Arkadaşının yakınlık isteğine karşılık verir.
  6. Kocası onu öptüğünde veya sarıldığında, bakımsız ve paçoz bir halde bile olsa, kocasını itmez. Onu her haliyle seven ve beğenen adamın bakış açısına saygı duyar. Araya sınırlar koymaz.
  7. Kendisine verilen her türlü yardımı, iltifatı, hediyeyi, sevinçle kabul eder. Bunun kendisini “alçak gönüllü” ve “düşünceli” olmaktan çok daha çekici ve cana yakın gösterdiğini bilir.

Bunların bazılarının korkutucu geldiğini biliyorum. Sunulanı almak, doğası gereği pasif bir eylemdir. Size sunulanı almanız, bir an için kontrolü elden bıraktığınız anlamına gelir. Sonuçta bu iltifatı, hediyeyi veya yardımı siz istememiştiniz.

Size kontrolünüz dışında gelen bir iltifat ya da hediye yüzünden bir anda mütevazi imajınıza zarar verildiği hissine kapılabilirsiniz. Size sormadığınız halde bir yardım teklif edildiğinde, zayıf biri olarak algılandığınızı düşünebilirsiniz.

Ben “sunulanı alma” becerisini ilk uygulamaya başladığımda, resmen panik yapmıştım, çünkü hayat bir anda kontrolümden çıkıvermişti. İşler benim titizce planladığım gibi gitmiyordu.

Örneğin, ben her gün fazla mesaiye kaldığım için, geçen sene beraber çıkacağımız tatilin planını ilk defa arkadaşlarımızın yapmasına izin verdim. Tatil planı konusu hayatta en titizlendiğim ve en mükemmeliyetçi olduğum konudur. Bütün sene yoğun çalıştığımız için, tatili en ince ayrıntısına kadar planlamak isterim genelde. Bu sefer yapamadım ve her şeyi arkadaşlarıma bıraktım. Bıraktım ama, yine de seyahatimizin berbat geçeceğinden çok korkuyordum.

Söylemeliyim ki, en güzel tatillerimden biriydi. Çünkü organizasyon konusu bende olmadığı ve kafam rahat olduğu için, bu sefer gerçekten kendimi eğlenceye ve deniz güneş kum üçlüsüne teslim edebilmiştim! Keşke tekrar birileri plan yapsa da biz uysak.

Sunulanı alma becerinizi geliştirirken, bazı hallerde dişinizi sıkmanız gerekebilir. Ağzınızda bant varmış gibi davranmanız gerekebilir. Böyle durumlar olsa bile, sizi sınırlarınızı zorlamaya, anın tadını çıkarmaya davet ediyorum.

Benim gibi bir kontrol manyağı bile bunları deneyip başarabildiyse, siz neden yapamayasınız?

Çünkü biz kadınlar, aslında iç güdüsel olarak, “bize sunulanı almak” için yaratılmışız.

Tecrübelerinizi bekliyorum 🙂

6 thoughts on “Mutlu evliliğin olmazsa olmazı: Sana sunulanı al!

  1. Zerdali

    Merhaba Zeynep Hanim eminimki yogun hayatiniz arasinda blogunuzdaki yazilarinizida yazmaya ve bunu keyif alarak yapmaya calisiyorsunuz. Sayfasinizi neredeyse her bos animda okuyorum. Yorumlarda bulundum ve cevaplarini sabirsizlikla bekliyorum. Uzun bir aradan sonra gercekten kendimi guclu hissetmeye basladim. Bircok sorunumuz vardi ve benim disimda gerceklesen ve soylenmeler konusmalar cozmedi suanda sessiz kalip Bana verileni almaya calisiyorum. Suan daha huzurluyum kontrol etmeye calismiyorum. Tek sorun ev isleri ve henuz yardimlarin gelmiyor olusu. Birde siz evliliginizdeki problemleri cozmek icin ilk basta hangi kitaplari okumaya basladiniz acaba. Bizimle de paylasabilir misiniz. Blogunuz okadar faydali ki keske herkes haberdar olsa ve uygulasa. Kavgalarin cikmasina sebep megerse benim suclayici konusmalarimmis. Umarim esimde duzelir ve mutlu, huzurlu olabiliriz. Sevgiler

    Reply
    1. Zeynep Bahar

      Zerdali, kendini geliştirme azmine ve evliliğine olan inancına, bağlılığına hayran oldum.
      Daha huzurlu olmana sevindim. Bir çok kadının, istikrarlı biçimde prensipleri uygulamaya devam ettiğinde zamanla çok daha fazla değişime tanık olduğunu biliyorum.
      "Erkekler Mars'tan, Kadınlar Venüs'ten" çok faydalı bir kitap oldu benim için.

      Reply
  2. Zerdali

    Tesekkur ederim iyi ki varsiniz ve cok kibarsiniz. Eminim arkadaslariniz sizden yana cok sanslidirlar ve onlarin hayatina da guzel dokunuslar yapiyorsunuzdur. Cok detayli yazmiyorum ama kavgalasmayi biraktigimdan beri esim sanki beni daha cok sevmeye basladi. Boyle normalde beni cagirmazdi ben biseylerle ugrassam simdi cagiriyo isim var dedigimde sonra yaparsin falan diyo. Bu da beni mutlu etti ev islerini okadar onemsemiyorum zaten yapsamda her gun bitmiyordu. Suan gerektigi kadar yapiyorum ve yapamadiklarimi dusunmuyorum. Sanirim heycanla her yere yorum yazdim ama ben daha once cok sey denedim saatlerce konustum agladim hic fayda etmedi suan hic yorum yapmiyorum aslinda cok kizacagim biseye bile susuyorum umarim ise yarar uzun vadede. Ise yaracagindan hic kusku yok ama bizim ozel durumumuzu biliyorsunuz. Bu hafta hesaplari kontrol etmedim. Birde eger yazilari fazla okumazsam hemen eskiye donuyorum. Mukemmel olmasamda eskiye gore iyiyim. Bir haftada baya degistim Sanirim. Iyi yonde 🙂

    Reply
    1. Zeynep Bahar

      Zerdali, saygılı olduğumuzda eslerimize resmen mıknatıs etkisi yapıyoruz, değil mi!
      Çok kızdığın konularda bile ağzına fermuar çekebilmene bayıldım! Zamanla fermuar işini mükemmel olmasa da çok iyi bir seviyeye getireceğinden eminim.
      Benim de arada dilimi tutamayıp şikayet ettiğim, elestirdigim veya yardım etmeye calistigim oluyor, ancak hatamı anlar anlamaz saygisizligim için özür diliyorum.
      Böyle devam et, basaracaksin !

      Reply

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir